17 Eylül 2009

KİM DAHA DÜRÜST? TAYYİP Mİ, DTP Mİ?


Açıkçası düşününce bile o kadar midem bulanıyor ki bu konuyu o yüzden yazmak bile istemedim aslında ama yapım bu dayanamadım. Bir de o kadar herkes birşey diyor ki bu konuda haklı ya da haksız olarak insana gına gelmemesi mümkün değil.

Bir Kürt açılımıdır gidiyor ama bir türlü açılamadılar. Değil bu mevzubahis paketin uygulamaya geçirilmesi, henüz içeriğini bile adam gibi bilen yok. Genelde hep konuşulanlar dil ve kimlik konusundaki imtiyazlar. Bunlara "imtiyaz" adını veriyorum çünkü ikisi de anayasaya aykırı. Anayasamızın değişmez maddelerinden biri bu devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu açıkça belirtir. 80'lerde gelen askerî baskılarla eklenen 'Türkiye Devleti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk'tür' ibaresi zaten kıyameti koparan nokta. Bu maddeye katılmadığım gibi bence tam da o zamanın askerî zihniyetini, hatta ırkçılığa bile kaçan bir aşırı milliyetçi zihniyeti yansıtıyor. Değiştirilmesi kesindir. Ama peki lisân?

Bu konuda çok net düşüncelerim var ki bugünki durumda Kürt vatandaşlara hak vermemek elde değil. Bu ülkede herkes istediği dili konuşabilirken Kürtçe yasaktı. Hatta o derece işin ipi kopuk ki bugünlerde (ki bu konuda yazdım ve inanılmaz hassasım) insanımız, maşallah ki ne maşallah, Türkçe yerine İngilizce'yi tercih eder olmuş. Okullarda İngilizce, Almanca ve Fransızca okuluna göre mecburi okutulurken, üniversitelerimiz dillere göre bölümler ayırıp farklı giriş sınavları puanları belirlerken Kürtçe yasak onca yıl kaldı. Televizyonlarda CNBC-e boy boy Amerikan filmlerini ve dizilerini yayınlarken Kürtler uydulardan kaçak izlemek zorunda bırakıldı. Sonra eşitlik dendi.

Eşitlik... Ne kadar göreceli değil mi? Kime göre ve neye göre!? Aslında "eşitlik" kelimesinin anlamı çok nettir ve Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde ve der ki:
Değer, yaş, hak, ödev vb. lerinde eşit olma. Toplumsal eşitlik: Yasalarla tanınmış hak ve yükümlülüklerde bütün yurttaşların eşit olması, özdeşliği.
Yukarıda yazdığım bu tanıma uyuyor mu peki? Bunun yanında peki bölgesel kayırmaya ne demeli? Hoş bu konuda iki tarafı da haksız buluyorum ben. Bence Doğu Anadolu'nun kalkındırılmamasının sebebini lisanda olduğu gibi Kürtlere karşı bir tavır olmadığını, fakat bölgede genelde o kökenli insanların yaşadığı için öyle görüldüğü kanaatindeyim. Tabi o zamanın politikacılarının akıllarından ne geçtiğini hiçbirimiz bilemeyiz. Buraya kadar tamam da bugün Kürtçe serbest. Zaten "Kürt vatandaşlık hakkı" diye birşey yok çünkü bu anayasaya göre herkes eşit olmalıydı ve bugün öyle. Herkes istediği işe girer, istediği müziği dinler, istediği dine inanır, vs. O zaman nedir bu yaygara?

İşte burda pis ve masa altından yürütülen işler geliyor insanın aklına. Bu DTP denen, aslında PKK'nın uzatılmış bir kolu olduğunu AKP hariç herkesin iyice bildiği ve hatta ciğerleri patlayana kadar bağırdığı bu hainlerin amaçları bambaşka. Bir blog yazısı değil belgesel yapıyor olsam o kadar çok görüntü ve konuşma kayıtları yayımlayabilirdim ki şu an, zamanında RTE'yi hapse sokan kanunların bugün DTP'ye işlememesi beni çok şaşırtıyor. Ama bir dakika! AKP o kanunlarla da oynuyordu değil mi bir ara? Ne "tesadüf"!

Öncelikle şunu belirteyim, Türkiye'de Kürt sorunu yok. Kürt paranoyası vardı geçti. O yüzden bu yeniden yaratıldı. Türkiye'de bir terör sorunu ve genel hak ve özgürlükler konusunda temel demokrasi sorunu var. İkinci sorunu zaten çözemeyiz çünkü bu halk kendinden farklı düşüneni sevmediği ve hazmedemediği için ve hatta polis/asker devlet olmayı sevdiği için geneli itibariyle, bize demokrasi biraz büyük beden kaçıyor. Atatürk'ün kemikleri de sızlıyordur tabi...

Ama bu ülkede bir terör sorunu var. Bu sadece PKK ile değil, din mezhepleri arasında, lâik ile dindar arasında, ırklar arasında gibi farklı kulvarlarda yaşanan bir içten bölme politikası. Tarih bilgim yanlışsa düzeltin lütfen ama binlerce yıldır kurulan tüm Türk devletleri önce içerden zayıflatılmış sonra da yıkılmıştır. Karakterimizde olan ve iyice paranoyaya sarmış olan bu birbirimize güvensizlik ve birleşememek yabancı güçlerin de pek bir işine gelmiş bunca zamandır. Biz sürekli, kendilerince çok da haklı olarak, kendi çıkarları için bizi yıkmaya ya da güçsüzleştirmeye çalışan yabancılara suç atıp lanet okuyacağımıza içeriye bir bakmamız lazım. Çünkü biz içerde sağlam olsak dışardakiler bir halt yiyemez. Sen içerde zayıflarsan adama ne kızıyorsun? Atatürk Osmanlı'nın paylaşımı planlarını ertelemişti çünkü kimse böylesine bir dehanın geleceğini düşünmemişti. 1929 yayımlı bir National Geographic dergisinde Türklerin yeni alfabeyi nasıl bir azimle benimsedikleri yazarken ülkenin hiçbir yabancı gücün yaptıramayacağı şeyleri tam bir bütünlük içinde yaptığını yazıyordu ve tabiki bu pek bir sıradışı gelişmeydi. Ama O da gidince şimdi, herkes eskiye döndü, daha adam gibi toz bile tutmamış olan ertelenmiş planlar tekrar masaya kondu. Yaşadıklarından bu kadar ders almayan başka bir millet var mıdır acaba diye merak etmiyor da değilim. Atatürk'ü putlaştırarak O'nun yaşadıklarından da ders almıyor, O'nu neredeyse doğa üstü bir varlık olarak görüyor, O 'Atatürk sizden biridir' dediği hâlde biz kendimizden çok üstün görüyor ve sonunda da yine O'nun uyardığı ya da O'nun öncesindeki Osmanlı hatalarına düşüyoruz. Ne yazık!

Sorunları yanlış yerlerde arıyoruz o yüzden hâlâ kalıcı çözüm bulamıyoruz. DTP dediğimiz gibi PKK'dır. Kürt halkını temsil etmeyen, AÇIK AÇIK defalarca belirttikleri gibi özerklik ve parçalanma isteyen, bunu her ortamda hiç gocunmadan dile getiren, Apo ile el ele resimlerini hiç yadırgamamış ve bugün bile O'nu lider olarak gören, dağdakilerle aynı cezayı hak ederken benim vergilerimle yiyip içip, dağdakini beseleyen bir hain kurumudur. Ama en azından ilk günden beri aynı çizgilerinde ve istikrarlıdırlar. En azından ne halt oldukları bellidir ve yalanları yoktur. Böyle düşmana can kurban. Ya peki RTE? Önce Atatürk'e ve lâik düzene sövdü diye hapse girdi. Çıktı 'Değiştim!' dedi ve birden cumhuriyeti savunur oldu, 'Türkiye'm' dedi. O yetmedi sonra yine değişti bu sefer tam özgürlükçü liberal ayaklarla önce yabancılara sonra Kürtleri temsil ettiği yalanını atan PKK'ya tavizler vermeye başladı. Benim aklım karıştı. Bir insan bu kadar bir öyle bir böyle olabilir mi? Sait Demirkol adında bir müzik hocamız vardı eskiden ve bu tip insanlara "fırın küreği" derdi hiç unutmam. İki yüzüyle de ekmek yaparsın, bir bu yüzünü kullanırsın sonra ısınıca diğer yüzünü.

Peki böylesine değişken bir adamı hem de devlete karşı suçtan hapiste yatmış bir adamı kendine onca sene Başbakan yapan millete ne demeli? Allah için, O'nun yaptığı iyi işleri (kötülerin yanında az da kalsa) yapabilen biri uzun zamandır çıkmadı o da ayrı. Alternatifler çok kötü. Bunların nedenleri aşikâr ama bu yazımın konusu bu değil. Şimdi de Suriye'den gelen Esad diyor ki:"Silah bırakırlarsa dağdaki Suriyeli PKK'lıları alırız". Bu ne demek önce onları alıp Suriye vatandaşı yapacak sonra da Türkiye'ye göç edecekler. Böylece ne ceza çekecekler ne birşey. Ne güzelmiş ya! Benim korkum bu tür oyunlara gelip insanları aptal yerine koyan, VAN'a gidilen seçim otobüsüne WAN yazan, kendi anadilinde eğitimle başlayıp iyice insanları Türkçe'den uzaklaştırıp koparmayı hedefleyen, çocuk katili bir haini bu devlete muhattap gösteren, ve her fırsatta ayrımcılık sözleriyle özerk hak isteyen bu girişime verilen "paket" süsü "açılım" sonrası birilerinin elinde fena patlayacak. Merak ettiğim de patlayıcı konusunda, PKK sağolsun, pek uzman olan askerin bu konuda ne planladığı ki bu çok önemli olacak. Benim askeri çözüm olarak ya da bir sığınak olarak görmem pek alışıldık birşey değil ama sanırım başka şans yok bu konuda. Çünkü yazıma uygun olarak seçtiğim bu resimde muhteşem vurgulanmış olan DTP-AKP işbirliği ve düdük makarnası olan muhalefetin derin acizliği yanında bariz ki bu halk hâlâ içinde kavga etmekten, sorunları yanlış yerlerde aramaktan o kadar meşgul ki onlardan pek bir hareket çıkmayacak.

ugurarcan | 17-Eylül-2009 | KCo.

photo: http://vvanwilgenburg.blogspot.com/