28 Ocak 2010

ÇOK ZAMAN OLDU, DENEDİM VE KARMAŞA

zen reflection by chryztoph
Yıllardır yazıyorum artık. Bilmeyenlere yaşım ortaya çıkmasın diye şöyle diyebilirim ki orta okulda denemelerle başlayıp, lisenin erken yaşlarında şiirle süslediğim bir iç dünyam vardı. Kıçımızda kavak yelleri eser, bir Cimbom bir de kızlardan başka dert tanımaz, erkek rengi olsun olmasın en pembe gözlüklerle bakmak tek tercihimizdi. Hoş, çok da farklı birşey bilmezdim ki. Çoğu yaşıtımdan erken birçok sıkıntıyı yaşamış olmam çocukluğumu alamamıştı elimden. Belki daha derinlere itmiş, dış dünyaya susturmuş, belki de küstürmüştü ama yine de benimleydi. Herkes gittikten sonra yanıma gelir, gecenin sonsuz affediciliğine sığınıp en zifiri karanlığında açardı yüreğini bana... Anlatırdı kimi zaman kahkahalarla, kimi zaman ıslak ıslak; aşklarını, hayallerini, kırıklarını, ümitlerini...

Yıllar boyu ben aslında kendi ismimi imza olarak altına attığım bu yazılar o çocuğun bana anlattıklarıydı. Ben sadece haberci görevini üstlenmiş ama biraz da haksızca sanırım kendi üzerime alınmıştım yazıları beğenenler olduğunda, sanki üstün bir hayal gücüm varmışcasına. Bir süredir aklıma düşer oldu, o çocuk pek yok ortalarda. Yazılarıma bakar oldum temaları da artık bambaşka. Artık eleştiriyor, kızıyor, entel dantel memleket ve dünya üzerine teoriler üretmeye çalışıyorum. Yazı etiketlerinde sevgi ve duygusallık içeren temalar oluk oluk kan kaybında. Aklıma güzel sözler gelmiyor, şiirlerim çaptan düşmüş orta okul kafiyerlerinde, en son ne zaman güzel bir kızın gözlerini anlatırken koca bir paragraf kullandığımı bile unutmuşum. Daha da kötüsü bunu zorla değil içimden gel(me)diği için yapmıyorum. En son Fulya'yla yeniden hayal kurmak üzerine yaptığım çalışmaların ardından yaşadığım derin depremden sonra hayaller yerini hırslara, ümitler azimlere bırakmış, yani ne varsa pembe ve yumuşak yerlerinde kırmızılar ve siyahlar...

En son kimi sevdim diye düşündüğümde yine 4-5 sene geriye gidiyor, bunca zaman nasıl geçmiş diye baktığımda şaşırıp kalıyorum. Bilmiyorum belki de bu her insanın yaşayacağı bir yara sarma süreci. Bu arada yeni entelektüel hobilerim biraz beni eğlendirmişse de belki de aslında olay kendi sığınağımı onlarda bulmuş olmamdı. Şimdi karşıma çıkan her sevgiden kaçıyor, yalnızlığa aşık ama kıskaçlığından bir o kadar nefret ediyorum. Romantik şarkı dinlemiyor, aşk filmlerini veren kanalları değiştiriyorum çoğu zaman farkında bile olmadan. Beynime öylesine girmiş ki hatta damarlarımdaki kana bile yalnızlık, ne onsuz olabiliyorum ne de onunla bir gelecek görebiliyorum. Yazmak istiyorum, yazamıyorum. Bir yazar(!) için herhalde en nefret iki şey kendi yazdığına inanmamak, beğenmemek ile yazının tam ortasında tüm hislerini kaybetmek olsa gerek. Düşünsenize bir an gelir kollarınızdaki damarlar bile sizi bilgisayarın başına götürür "yaz bunları, dök bu içinde patlayanları" diye diye iki dakika rahat bırakmazken başlıyorsunuz yazmaya ve tam ortasındayken anlattıklarınızın birden kesiliyor herşey. Bomboş bakakalıyorsunuz ekrana neredeyse az önce kendi yazdıklarınıza şaşıracak kadar yabancı bir hisle... "Yine beni yolda bıraktı" diye hayıflanmak da faydasız... Benim ki de bu ara böyle işte. Yaşamıyorum, hissetmiyorum, yazamıyorum, biri çıkıp hissettirecek olsa, ya yollar giriyor araya, ya hırslar. Bir türlü olmuyor, olduramıyorum.

Bu ara uzun bir süre sonradan sonra yine bir diziye çok bambaşka bir boyutla bağlandım. "Bu kalp senı unutur mu" dizisini bilmeyen zaten yok. En sevdiğim erkek oyuncu ve sağlam bir ekip, en sevdiğim ve yazmaya doyamadığım ustaca işlenmiş iki ana tema olan özlem-aşk ikilemiyle memleket politikası, ve arka arkaya 100 defa dinleseniz de bıktırmayan muhteşem kadife sesiyle Fikret Kızılok'un jenerik müziği... Şimdi ne alaka demeyin, bu diziden sonra yazdım bunları, sanırım her bölümden sonra birşeyleri kıpırdatıyor bu dizi derinlerde... Kim bilir...

ugurarcan | 23:06 | 28-Ocak-2010 | HJ#308

KARMAŞA
Özlemek, sevmeye eş değer.
Özlüyorsan, sevmişsin ve aslında sevilmişsin demek,
Ama en kötüsü bunlar içinde
Sevmeyi özlüyorsan eğer.
Çünkü işte o zaman,
İşte o zaman gerçek yalnızlıktır yaşadığın.
Hayat, kum tanesi misali, avuç avuç
Parmaklarından akıp gider...
Bir bakmışsın kendine bambaşka bir yerde,
Ama onca zaman önce tam başladığın yerde.

ugurarcan | 22:00 | 28-Ocak-2010 | HJ#308

photo: "zen reflection" by chryztoph