3 Ekim 2008

Yabancı Lisana Teslimiyete Karşıyım

Dilinizden Utanın/Utanmayın Afişi
Çok düşündüm bu afişlerden hangisini kullansam diye ama seçemedim ben de ikisini aynı anda kullanmaya karar verdim. Sonuçta benim için ikisi de aynı yönde mesajlar veriyor; üzerinde çok düşünülmesi ve ciddi önlemler alınması gereken sorunlara yönelik mesajlar.

Şunu çok iyi idrak etmeliyiz ki insanlar konuşarak anlaşır. İletişim genelde kelimeler üzerinden yapılır ki bu bir toplumun oluşturduğu ortak kelimelerle iletişim sistemine de lisan denir. "E bunu biliyoruz da ne alâka?" diye sormayın hemen çünkü bildiğimiz halde bu tanımın ne kadar önemli olduğunu çok zaman unutuyoruz. Lisan eğer toplumun ortak anlaşma aracıysa bu da lisanın erozyonu durumunda toplumun erozyona uğrayacağı, lisanın yok olması durumunda da toplumun da yok olacağı anlamına gelir. İstediği kadar toplum kendince birbiriyle anlaştığını sansın, öz lisanlarının yerlerine yerleştirilen terimler genel toplumca kabul görmemişse kopmalar başlar. Bir adım daha ileri gidersek, bugünkü toplum kabul bile etse, geçmişten gelen köklerin bu lisana yabancı olmaları o toplumu kendi atalarından ve kültüründen uzaklaştıracaktır. İşte bu noktada bence Türkiye ciddi bir tehlike altındadır.

Bundan bir süre önce tüm yazılarımın çıktılarını aldım. Amacım bilgim kadar tüm imlâ hatalarını düzeltmek ve oldu da aceleden bazı gündelik hayatımda kullanılmasından hoşlanmadığım kelimeleri kullanmışsam, onları değiştirmekti. Neyse ki kelimeler açısından bilinçli olsam da imlâ ve özellikle noktalama işaretlerinde birçok hatamı yakaladım. Bir süre sonra da pes ettim. Önceleri hatalar yapmıştım ama artık yapmamaya daha çok özen gösterecektim. O kadar şahane bir lisanımız var ki bunun yozlaşmasına olabildiğinde karşı koymayı kendime uzun zamandır görev edindim. TDK (Türk Dil Kurumu) resmî internet sitesini kendi sık kullanılanlar listeme ekledim ve emin olmadığım kelimelere ordan bakmaya başladım. Hatasız olmayı yakın bir zamanda, veya hiçbir zaman beklemiyorum tamam ama en azından elimden geleni yapabilirim hiç umursamamak yerine.

Dediğim gibi kültürler lisanlar üzerine kurulur, insanlar o lisanlarla anlaşır. Lisan kirlendiği zaman insanlar anlaşamamaya, uzaklaşmaya, ve bölünmeye başlar. Daha da beteri toplum pasifleşmeye başlar. Ben şahsen yabancı lisanda eğitime oldum olası karşıyım. Sağlam bir yabancı lisan eğitimi verilmelidir, hemde birkaç dilde. Bu küresel dünyada ayakta kalmanın başka yolu yoktur zaten. Ama sen gençlerine mesleklerini kendi dillerinde anlatmadığın zaman o gençler hiçbir zaman TAM olarak gerekli bilgiyi alamazlar. İstedikleri kadar üniversite öncesi özel okullarda okurlarsa da okusunlar -ki Türkiye'nin yüzde kaçı bu şansa sahiptir- hiçbirşey insanın kendi analisanının yerini alamaz. Sen onlara mesleklerinin en ince detaylarını Türkçe olarak anlat, sonra ek olarak "iş lisanı" adı altında yada "genel lisan" olarak 2-3 lisan dersi ver. O derslerde o çocuk yabancı lisanını öğrenmeye, ana derslerinde de mesleğini öğrenmeye odaklansın. Dünyanın en iyi üniversiteleri Amerika Birleşik Devletleri'nde. Ne hikmetse o üniversiteye giriş yılında kadar ortalamada bizim öğrenciler bu Amerikalılara bilmem kaç basarken bu adamlar o 4 senede öyle bir eğitim veriyor ki bize 20 basar hale geliyorlar, ortalama. Peki siz Amerika sınırları içinde kaç üniversite (daha altını saymıyorum bile) gösterebilirsiniz ki yabancı dilde eğitim versin? Sorunun tamamının cevabını vermese de çok önemli bir fark burda kendini gösteriyor. Sen çocuklara lisede ver dersleri yabancı dilde, ya özel olduğun için hava atasın diye yada yok Almanmış, Avusturya falan elit olmak adına, sonra o çocuk ÖSS'de neye uğradığını şaşırsın. Bu olmasın diye onca çocuk fazladan malî yük koyarak aile bütçelerine ya özel kurslara gidiyorlar yada Türk üniversitelerinden ümidi kesip direk lisanında uzmanlaştığı ülkelere gidiyorlar. Sonra neden beyin göçü var diye soralım kendimize...

Ben 8 yıldır Amerika'dayım ama buraya gelmemle bu konu arasında bir ilişki yok. Beni inanılmaz rahatsız eden ise ülkemdeki Türkçe kullanımının dehşet verici boyutlarda kepaze edilmesi. Eğer 8 yıldır burda yaşayan biri ülkesini ziyaret ettiğinde kendi insanından daha çok ve daha doğru kendi lisanını konuşuyorsa bu durum kötü demektir. Öyle insanlar görüyorum ki benden daha çok İngilizce kelime kullanıyorlar günlük konuşmalarında; sanki onlar burda yaşıyor yıllardır! Hele şu kelimelerin ne kadar yaygın olduğunu gördüğümde yemin ederim sinirlerim tepeme çıkıyor:

Tamam - Okay
Başlamak - Start almak
Evet - Yes
Hoşçakal/Güle Güle - Bye
vs.

Bunlar yetmiyor o kelli felli adamlar televizyon programlarında öyle salak saçma kelimeler kullanıyorlar ki, bir de bir haltmış gibi "biz deriz ki" ekliyorlar başlarına o kelimelerin, elimdekini kafalarına atasım geliyor. Aslında her böyle bir kelime duyduğumda burada afişe etmem lazım ama o an not almayı unutuyorum işte. Deniz Gökçe meşhur bu konularda. Türkçe kullanılmazsa genişleyemez. Biz zaten üreten bir toplum değiliz, bu yüzden yabancılar bulup yabancı adlar takıyorlar buluşlarına ve biz de mecburen uyuyoruz ama bari bariz olanları koruyalım. Yeni gelen nesil Türkçe'yi böyle öğreniyor. Anaokulundan başlıyor artık lisan eğitimi ama lisan eğitimi olarak değil resmen yasaklanıyor Türkçe konuşmak; neymiş konuşsun ki öğrensin. O bebe daha kendi dilini öğrenemeden başka dili n'apsın!? Bırak ikisini aynı anda öğretemiyorsan başkası yapsın ama böyle salak saçma bahaneler bulma!

İşin daha da kötüsü şu. Romantizm için kendi dilimiz kullanılamaz durumda çünkü "seni seviyorum" banel olmuşken "I love you" kulağa hoş geliyor mesela. Cinsellik için de "sex" yada "seks" diyoruz. Bu konuda da tüm terimler ingilizce kullanılıyor sanki o zaman birşey değişiyor (örnek: prezervatif-kondom). İş dünyası tamamen yabancı dile teslim durumda. Bütün güzellikler yabancılara teslim olunca (hani kızıyoruz politikacılara ülkeyi satıyorlar diye ama aynısını biz de lisanımızda yapıyoruz) geriye birtek argo ve küfür kalıyor. Ana avrat küfüre geldi mi Türkçe'den iyisi yok-tu. Şimdi o bile değişiyor. A.. koyayım yerine artık "a.q." kullanılıyor mesela. Q harfi kendi alfabemizde bile yok, hani "a.k." dese anlayacağım. Diğer bir örnek de "ve" yerine "we" denmesi. Hani ne değişti yani "v" kullansan kolun mu kopar!? Unutmadan! İngilizce kelimeleri bir de Türkçe olarak telâffuz edip, Türkçe olarak yazmıyor muyuz, ona tam illet oluyorum! (bkz. kondom) Lisanın her dalında yabancılara teslim oluyoruz. Her tür insanî duygularımızı yabancı lisanlarla anlatmak daha makbul halde artık. İşin kötü tarafı ama öz dilimiz olmadığı için ne kendimizi TAM ifade edebiliyoruz ne de karşımızdakini TAM olarak anlayabiliyoruz. Bu da iletişimsizliğe ve kopmalara sebebiyet veriyor.

Bir yandan tarihi 1928'lere dayanan Ulukartal Makarna markası 1992 yılında adını PASTAVILLA olarak pazarlamaya başlıyor ve pazar payı zirve yapıyor. Bu ve benzeri örnekler yüzünden toplumda Türk markasına güven de bitiyor. Tamam, zaten Türk markaları uzun yıllar boyunca kaliteye hiç önem vermediler ama bunu düzeltmek varken neden yabancı isim? Arçelik madem bu kadar kaliteli (ki gerçekten pazar payında dünyada 6. falan yani) neden yurtdışı pazarına sattığı malların üzerine BEKO yazar? Bu kadar mı utanıyoruz kendi lisanımızdan? İngilizce koyduğumuz o dükkan isimlerinin Türkçeleri olsa ne olur? Yani kulağa yabancı gelince daha mı "cool" oluyor nedir? Kelimenin anlamı aynı! iPhone3G reklamında ne olur telâffuzu "ayfon üç g" olsa da "ayfon tri gi" olmasa! Ya nedir bu özentilik!? Geçenlerde bir tanıdığım bana gittiği bir Simit Center mağazasının müdürüyle konuştuğunu ve neden "Center" kelimesini kullandığını, anlamını bilip bilmediğini sorduğunu anlattı. Aldığı cevap O'nu ettiği kadar beni de şok etti. Mağaza sahibi "Center" kelimesinin anlamını bilmediği halde sadece kulağa hoş geldiği için seçtiğini söylemiş. Orda birine küfür yazsa adamın haberi olmayacak yani. Burda bir şeyi ayıracağım. Eğer firmanız uluslararası iş yapıyorsa, o zaman genel firma adının hem kendi ana lisanında hem de İngilizce kelimeler içeren bir isme sahip olması doğaldır. Bu küresel bir uygulamadır, zorunlu olmasada. Yine de bu Simit Center'ın yurtdışına iş yaptığını hiç sanmıyorum!

Lisanınızı doğru kullanın, ondan utanmayın. Yanlış konuşuyorsanız asıl o konuştuğunuz lisandan utanın!

Söylenecek o kadar çok şey ve verilecek o kadar çok örnek var ki daha uzatmak istemiyor, burda lafımı balla kesiyorum.

Ben hep elimden geldiğince kullandığım lisana dikkat ettim ve etmeye devam edeceğim. Konuşmak veya yazmak marifet değildir. Onu düzgün yapmak, elindeki araçları doğru kullanmak da bir o kadar önemlidir. Bazı kelimeler artık yerini aldı lisanımızda onlara diyecek çok birşey olmamakla beraber bazı bariz saçmalamalara mutlaka önlem almalıyız. Güzel Türkçe kimsenin, hiçbir grup yada zümrenin ayrılacılığı değildir, hepimizin en doğal vatandaşlık hakkıdır. Lütfen, Türkçe'mize sahip çıkalım!

Geçen günü bayramlaşırken Amerika (Florida) Türk Radyosu sahiplerinden Sevi Sarı ile, kendisi bana büyük bir müjde verdi. 27 Ekim 2008'de Türk Dili Kurumu başkanı Amerika'ya geliyormuş. Ziyareti sırasında hem radyoya konuk olacak hem de çeşitli okullarda konuşma yapacakmış. Programın detaylarını öğrendiğim zaman bu yazının altında "güncelleme" olarak not düşeceğim. Amerika Türk Radyosu uzun zamandır Bedrettin Dalan ile birlikte bu konuda ciddi girişimler içinde zaten. Bu konuda çok ama çok hassaslar ve kendi ülkemde göremediğim bir ciddiyetle gidiyorlar bu konunun üzerine ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Gerek TDK ve Türk Tarih Kurumu başkanlarımız gerek sorumluluk bilinci gelişmiş Sevi Sarı ve ekibi gibi değerli insanlar çok az kaldı. Bastırılmış gençlik içinde bu konuda aynı azmi hisseden çok insan olsa da kimse el atamıyor bu konulara. Gün gelip bu konulardan herkesin elini eteğini çekmesinden ve bu güzel lisanımızın iyice körelmesinden korkmuyorum dersem herhalde Allah başıma taş yağdırır.

ugurarcan | 3-Ekim-2008 | KCo.

resim: internet