21 Haziran 2010

TSK VE "VATANÎ GÖREV" ANLAYIŞINDA DEĞİŞİM GEREKLİ

Mehmetçik nöbette - Anıtkabir
Bitmiyor yüreklerimizin yanması, bitmiyor gözyaşları... Kaç gündür fırsat buldukça kapsamlı olarak İsrail - Mavi Marmara kriziyle ilgili bir yazı yazmaya çalışıyorum. Bir türlü fırsat bulup, toparlayıp bitiremedim ki gündem bambaşka krizlerle doldu taştı. Tüm haftasonu acı şehit haberlerimizi dinledim, düşündüm. Popülist gazeteciliğin attığı başlıklara ibretle baktım. Kandil Dağı'nda o başlıklara bakarak kim bilir ne zafer çığlıkları atıldığını ve buna çanak tutan medyanın ya aptal ya da hain olduğunu kafamda tekrarladım durdum. İsyan hep var, herkes ağlıyor, herkes bağırıyor ama kimse çözüm sunmuyor. Tabi ben 'hepsini kazıyalım', 'açılımlar kapansın' ya da 'OHAL gelsin bu iş bitsin' türünden tabiri caizse "gaza gelinmiş" söylemleri çözümden saymıyorum. Bunların hepsi yapıldı ama bugün sonuç ortada. Bugün bizim en kaliteli askerî birliklerimiz -ki o yüzden orada, en tehlikeli bölgedeler- teröristleri çoban zannedebiliyorlar. 30 yıl geçti, çok şey denendi, çok şey söylendi. Artık yeni şeyler söyleme zamanıdır.

Öncelikle bu sorun tek boyutlu çözülemez. Bunun kolları var: biri toplumsal kalkınma (buna eğitim, ekonomi, kültür, sosyoloji boyutlarından bakmak lazım), biri tarihle barışma (bugün tüm Türk milleti eşittir desek de tarihte bunun sadece laf olduğu açıktır), biri de askerî. Hepsi de kendi içinde alt dallara ayrılabilir elbet ama bunların hepsi toplu bir reform hareketiyle uygulamaya koyulmazsa çözüm gelemez. Unutmayalım iki tarafta da bu çözümleri istemeyenler var, bu yüzden sallapati işler sadece sorunları daha da büyütür. Benim açıkçası bu "çoban zannetme" olayına çok kafam takıldı. Bizim askerimiz dünyada parmakla gösterilir, o tecrübeye ve zekâya sahip bir asker ama çobanla son 30 yıldır savaştığı militanı ayırt edememiş ki sonucunda onca şehit verdik. Bu en az şehitlerimiz kadar acı verici bir olaydır çünkü bu sorun giderilmezse daha çok şehit verebiliriz demektir. İstihbarat konusunu açmıyorum çünkü TSK bu konuda bir sıkıntı olmadığını açıklamıştı ben bu yazıyı yazarken.

Yazı başlığımı da bu yüzden bu konu üzerine attım. Eskiden nasıldı bilemem ama günümüzde teknoloji, strateji ve şartlar çok farklı ve bunlar günümüz savaşlarını direk etkileyen unsurlar. Buna küresel siyasî ve ekonomik unsurlar da eklenince artık günümüz dünyasında işlerin hiç de tek boyutlu ve kolay olmadığını anlamak zor olmuyor. Bunu hâlâ anlamayan çok var tabi, onlara yapacak birşey yok. Ama biz bu değişimlere ayak uyduramazsak da, akan kanların durmasını bırakın, daha da arttıracağız. İşbu hâlde, benim bu konudaki önerilerim şöyledir:

  1. Kafalardan 'her Türk'ün asker doğduğu' fikrini bir atalım artık; tabi askerden kasıt manevi anlamdaki "bir amacın peşinden disiplinle ve iradeyle giden, çalışkan" insan ise, o zaman bile herkesin öyle doğduğu konusunda şüphem de olsa en azından güzel bir ideal olarak kabul edebilirim.

  2. Bedelli askerlik bu ülkedeki ekonomik kalkınma sağlanmadığı sürece hep sıkıntılı ve ayrıştıcı bir konu olarak kalacak. Öte yandan herkesin eşit askerlik yapması fikri de saçmalığın daniskasıdır. Herkes doktor, mühendis, sanatçı olamayacağı gibi, herkes (gerçek anlamında) savaşan asker de olamaz. Bu yüzden değişime gidilmeli ve sistem kökten değişmelidir ama nasıl?

  1. Vatanî görevin sadece silahla olmayacağını anlamamız gerekir. Çünkü bu vatanın TEK sorunu PKK olmamakla beraber, diğer sorunların çözülmesi PKK'ya asker saldırılarından daha büyük darbe vuracaktır.

  2. Ordu profosyonel ve mecburi hizmet olarak ikiye ayrılmalı, eli silahlı görev yapan askerler profosyonel olmalı, diğer mecburi hizmettekiler de servis sağlamalıdır. Bunu biraz daha açayım. Öncelikle kızlara da erkekler gibi bu hizmetin önü açılmalı, onlara da bu imkân sağlanmalıdır. Bugün yaşadığımız olaylara sadece erkekler değil kızlarımız da tepki vermekte ve onların da bu sorunların önlenmesinde pay sahibi olma olanağı sunulmalıdır. 18'ine gelenin iki seçeneği olmalı: profosyonel asker veya mecburi hizmet!

    Ya askerî liselerden mezunlar gibi orduya katılacak, eli silah tutacak, profosyonel olacak, ordu ve devlet tarafından işe alındığı için onlar tarafından bakılacak, beslenecek, eğitim verilecek (lise-üniversite-vs.); yani işi bu vatanı korumak olacak ve karşılığında da manevi değerlerden daha fazla bir karşılık görecek.

    Ya da vatana mecburi hizmet vermek için bir miktar para verecek (bu para profosyonel askerlerin kaynaklarına harcanacak), mesleğine göre veya yetenek sınavındaki başarısına göre (herkes yeteneği olan konuda okumuyor henüz malesef) gerek profosyonel askerlerimizin hizmetinde, gerek diğer ihtiyacı olan halk kesimlerinin (yaşlı, engelli, hasta) hizmetinde çalışacak. Okumayan veya sınavdan kalan hademe, çaycı, vb. olacak ki madem herkes bu ülkeye hizmet etmek istiyor o zaman bu sorun olmayacak. Bir yıl boyunca bu hizmeti sağlayacak, devletten maaş alacak, asker-sivil karışımı bir statüde olduğundan başka işler yapabilecekse de ana sorumluluğu devlete olacak; sorumluluklarının yapılmaması hâlinde yasal işlem yapılacak. Kimi insan bunu üniversiteden önce, kimi sonra yapacak aynı bugün olduğu gibi. Bu kesim de ilk bir ay normal askerler kadar olmasa da onlar gibi askerî eğitim görecekler böylece savaş anında hazır kıta askerlerimiz olacak ki bu zaten anayasal zorunluluğumuzdur Türk vatandaşları olarak.

    Bu şekilde öncelikle işsizlik azalacak, insanlar ki özellikle bazılarımız kadar şanslı olmayan insanlar askerliği mecburiyet ya da sıkıntı olarak değil, eğitim, gelişim ve hizmet olarak görecek, savaşan askerler çok daha uzun vadeli kalacağından ve askerî eğitimleri de ona göre olacağından çok daha iyi savaşçılar olacak, militanla çobanı ayıracak ve işinde en iyisi olacaklar. Herşeyden öte gerek bizi koruyan askerlerimize gerek de vatandaşımıza hizmet veren diğer sözleşmeli personel bu ülkenin dört bir yanında hizmet vererek gerçekten bir "vatanî hizmet" sunmuş ve sosyal kalkınmamıza faydalı olmuş olacaklar. Okumuş insanlarımız da bir yılını tecrübe alarak harcayacakları için günümüz iş dünyasında zaman kaybetmemiş olacaklar.

  3. Artık madem bölgede gövde gösterileri başladı, madem restleri daha kolay çekiyoruz sapa sola, o zaman teknolojimizi kendimiz yaratacağız. Bu ayrı olarak girmek istediğim ve daha önce de kısaca değindiğim bir üretim sorunu. Bayılıyoruz herşeyi başkalarından almaya çünkü birileri rant sağlıyor bundan. Artık ne ABD ne İsrail ne Almanya'dan askeri alet almayacak, kendi gücümüzü kendi içimizen yaratacak, bunca zaman aldığımız hizmeti başkalarına sağlayacağız. Bu da olduğu zaman diğer bahsettiğim iki maddenin devamlılığına katkıda bulunmuş olacağız.

Amacım burda kafamdaki planı en ince detaylarıyla anlatmak değil elbet ama genel hatları bu.

Eline silah alan asker olamaz, karşımızdakiler çocuk değil, bunca yıl bize öyle ya da böyle dayanmış bir askerî güç var ve biz sürekli devirdaim edilen bir kuvvetle daha iyi olamayız. Yakın zamanlarda komandolar için profosyonelleşme adımları atılmıştı. Bunun ilerlemesi lazım. Askerî görevin çapının genişletilmesi ve gerçek mânâda vatanî görev olması da ancak bu şekilde kapsamı arttırılarak olabilir. Biz millet olarak birbirimize destek olmalı, birbirimizin açığını kapamalı ve birbirimize fırsat yaratmalıyız. Bu şekilde başlatılacak bir girişimin bizim milletimizin yaratıcı ruhuyla daha ne kapılar açabileceğini de düşünce ben açıkçası heyecan duyuyorum. Bu ülkenin tek sorunu PKK değildir. Ekonomik, sosyolojik, eğitimsel sorunlarını el birliği ile çözebilirsek zaten o zaman PKK'nın da propaganda malzemelerini ellerinden almış oluruz.

Bu acılar bitsin, gözyaşları dinsin istiyorsak artık yeni sözler söylemek lazım. Yoksa bugün oturur ağlarsak, düşman yine geri gelecek. Artık soğuk kanlı ve mantıklı olmak lazım...

ugurarcan | 21-Haziran-2010 | KCo.
resim: http://www.yeniresimler.net