9 Aralık 2008

"Bir Bodrum Yazı" Dizisi: Efsane Geri Dönüyor (8.Bölüm) -Son

The Domino Effect
Uçak biletimi aldıktan sonra, hastaneye dönüyorum ve en uzun süredir kanka olduğum kişiyi de benimle gelmesi için iknaya çabalıyorum. Yatan kişi dedesi ama gelmesi için izin de var, 4 gün kafa dinleyecek. Gerçi O da niyetli ama sonradan işe gitmesi gerektiği ve kardeşinin yeni ehliyet alması sebebiyle arabayı başka kullanan olmadığından gelemeyceğini tüm ısrarlarıma rağmen bildiriyor. Bazı şeyler zorlamaya gelmez ki tek uçmam aslında benim için en hayırlısıymış o kesin! Ama o an bunu nereden bileyim? Uçuş saatim geliyor ve uçağa biniyorum, birçok güzel etrafımda ama çok yüz vermiyorum, vermedikçe daha çok bakışlara mağruz kalıyorum. Beğendiklerim var ama içime sinen yok; bunlar olsa olsa tek gecelik olur...

Uçağa biniyorum ama o da ne, koltuğuma sığmak imkansız. Yanımdaki adam hem pek çıtı pıtı değil hem inanılmaz ter kokuyor. Bu koltuktan kurtulmalıyım diye düşünüyor ve bir iki kere stewart ve hosteslerle bu konuyu konuşma çabasına girişiyorum. Hiçbiri beni duymuyor. Halbuki EXIT koltuklarında bir yer olsa ne güzel olurdu. Tam pes etmek üzereyken, “olsun, uyurum nasılsa” diyorum, ayrıca ne güzel çaprazımda hoş bir bayan gerçi bana pek pas vermese de... Ama yok bu kokuya dayanamam ve o an karşımdan gelen çok hoş bir bayan hostesle şansımı tekrar denemeye karar veriyorum. Bu sefer O beni duyuyor. Tanrım o ne güzel gözler, o ne güzel bir gülüş, ne güzel dudaklar... Soğuk kanlı şekilde sorunumu anlatıyor ve çözüm yollarını önüne seriyorum; O’ndan tek istediğim birini mümkün kılması... Yarım dakika içinde bana en önde bir koltuk bulduğunu ve çantamı koyacak yerim olmamasına ve oturduğum koltuğun altına eşya konmasına izin verilmediği halde bilgisayarımı koltuğumun altına koyabileceğimi o güleç yüzüyle söylüyor. Aman tanrım, O çok güzel!

İnanmıyorum, oturttuğu yer de O'nun servis alanı. Çok şanslıyım tanrım. Aman Uğur, unutma, çok sevecen oldun mu olmuyor, biraz ağırdan sat. Neyse işte kuralların anlatıldığı, her seferinde kemerin nasıl takıldığı hakkında talimatlara tutulduğumuz an geliyor. Birşey yapmalı dikkatini yine çekmeliyim. O'nu izliyorum. Çok dikkatliyim; bana bir AN bile bakarsa bunu kaçırmak istemiyorum. Gözleri o kadar güzel ki... O mavi kalemle daha da ortaya çıkardığı kocaman gözlerini bana diktiğinde sanki Atlantik’te bir girdaba girmiş ve bitmek tükenmek bilmeyen bir kayboluşta gibi hissediyorum kendimi. Amanın! O da ne? Üzerinde bir sürü resimler olan uçuş kartı yere düşüyor. Koyduğu yer sağlam çıkmadı. İşte bu! Onu hemen alıyorum ve kucağıma koyuyorum. Daha İngilizce tekrarı var, lâzım olacak :) Dediğim gibi tekrar zamanı geldiğinde onu kucağımdan alıyor ama çok kısa ve yandan bir bakışla. Acaba hoşuna gitmedi mi? Neyse onunla işi bittiğinde yine önceki koyduğu yere koyuyor derken ordan yine düşeceğini farkediyor ve alıp bu sefer kendi benim kucağıma yerleştiriyor. Ve işte o gülüş, ve işte o bakış... Ve ben, işte o kayboluş... Neyse teşekkürlerleşip ayrılıyoruz. Aslında ben aynı yerdeyim de... Sıra içecek servisine geliyor. Benim sıra ilk. Toplam 5 kişi var sıramda; solumda koridor onun solunda 2 kişi, benim sağımda da iki kişi. Yani O'nu izlemek için bol bol zamanım var. Bu arada nasıl da uykum gelmiş. Zaten bu andan sonrasında bir gözüm uykuya yenilmiş diğeri arada durumdan haberdar olmak için etrafı yokluyor. Bana servisi en son yapıyor; bu süreçte bana bir kere bile gözünü kaydırmayan bu güzel bayan, "Siz ne içerdiniz?" dediğinde gözlerimin içine son yıllarda bakılmadığı kadar güzel ve derinden bakıyor. O an çıkmayan sesimle dudaklarımın aldığı "su" dermişcesine şekilden anlıyor ne istediğimi. Sonrasında bayan ile nasıl tanıştığımı, yani telefonlarımızı nasıl değiş tokuş ettiğimizi anlatmayacağım, o da benim bir uzmanlık alan sırrım olsun ve özel istek olursa bu öldürücü vuruşlar hakkında ufak paylaşımlarda bulunabilirim :)

O'na telefonumu verdiğimde arayacağından, hatta mesajımı anladığından bile şüpheliydim. Ama belli ki kendisi de çok ilgiliydi. Ben uçaktan inip servise bindiğimde O'nu sürekli biryerlere bakınırken gördüm. Ben cam kenarında durmuş telefonumun ışığı ile camı aydınlatarak dikkatini çekmeye çalışıyor ve O'na bakıyordum ama servisin camları sanırım çok koyuydu ki beni göremedi. Belki de iyiki göremedi çünkü ben kendi arabama binip evin yolunu tutmuşken telefonuma gelen mesaj O'nun imzasını taşıyordu. İçimden bir ses, uzun zamandır özlediğim BEN'in geri dönüşünü çığlıklarla kutluyordu. Güvenim ve özbeğenim geri geliyordu. Son zamanlarda yaşadığım bu gelişimlerin olumlu etkilerini de bu tür minik olaylarla perçinlemek yada bir nevî tasdiklemek hoş olmuştu. İlk TGIF’te farkettiğim bu yeni BEN’e olan ilgiden memnundum. Bu değişim zaman alıyor ve zorluyordu ama kıpırtılarını hissediyordum geri dönüşün. ABD'ye gittikten bir süre sonra girdiğim kısmî çöküş pek suskundu ama dönüşüm muhteşem olacaktı! O'nun mesajını okuduğumda içimden tek diyebildiğim "EFSANE GERİ DÖNDÜ" idi...

Bu kız da akrep, ben de.... Benim en yakın bayan dostlarımdan birinin, 10 yıllık alt komşum olan kişinin liseden ve hâlen arkadaşı, aynı semtte oturuyoruz... Tesadüfler?..

Kızla neler mi oluyor? AZ SONRA... :))

Bu arada dün ablamın sırtı tutuldu. Sırtında önceden oluşmuş ve yanlış kaynamış (ihmalsizliği) bir kemik ve onun oluşturduğu baskı varmış. Ters bir hareketle gözyaşları içinde bırakırcasına fena tutulmuş. Ben gelmiş olmasam, evde olmasam, o an ne yapar, nasıl doktora gider, O'nunla kim ilgilenirdi işte o bilinmiyor. Annemi evde bırakıp buraya gelmek düşündürüyordu ama gelişimle ablamın çok kötü bir anında yanında olup O'nu rahatlattım. Hoş şimdi bıraktım artık, eli ayağı tutuyor :)

Hastaneden gelen kötü haber, araba sıkıntısından dolayı otobüsle yapılan acil seyahat, jandarma kontrolü, pasaport için yapılan yanlış online başvuru ve bu konuda soru sorarken ortaya çıkan hiçbir ek işlemin gerekmediği gerçeği, bir tek Onur Air’da yer olması ve o kadar insandan bir ve son kişinin sözlerinin beni etkileyip o uçağa binişim ve oturduğum yer, beni duymayan iki kişiden sonra duyan üçüncü kişinin bu bayan olması, ve O'nun güzelliği, en son olarak da benim burada oluşumla ablamın kitlendiği anda yanında olabilişim. Çok can çekişiyor, çok ağlıyordu, kıyamam ben O’na! Bana ihtiyacı vardı.

Tanıştığım bayanla birşey olur mu olmaz mi bilemem. Zaten amaç o değil. Olursa zaten size farklı bir mesaj ileterek olayı açıklarım ama şu anda önemli olan hayatta herşeyin, her olan olayın nasıl bir zircir olduğu. Domino taşları gibi...

hayat devam ediyor ama bu dizi burda biter...

ugurarcan | 16-Ağustos-2004 | Yalıkavak

picture: The Domino Effect @ http://wallpapers.dpics.org/wallpapers/21/The_Domino_Effect.jpg


* * *
Yıl 2009! Bugün okuyunca o günleri sanki başkasını okurmuşcasına uzak, ama dün gibi hatırladığım bir BEN profili görüyorum. Bugün, yıllar sonra ilk kez o hostesin adını geçen günlerde duyuyor, beni Bodrum'a gitmeye ikna eden o son telefondaki dostla konuşmuyor, hastamızı kaybedeli 5 yıl olmuş, kankayla iki eski dost olmuş, yenilenmiş BEN defalarca eskimiş ve yenilenmiş, hatta hayatın bu döngüden ibaret olduğunu anlamış, okulu bitirmiş, yüksek lisansı yapmış, çalışıyor, o günlere yaşanmış hoş anlar, anılar olarak bakıyorum. O günden sonra bir daha bu konuda yazmadım. O bayanla olanlar bana kaldı, kalması da en doğru olanıydı. Hayatınızdaki tüm güzellikler için sayısız domino taşları diliyorum hepinize! Sevgiler!