7 Kasım 2008

"Bir Bodrum Yazı" Dizisi: Karman Çorman (5.Bölüm)

Bugün kafam çok karışık, kendimde değilim. Neye ihtiyacım var peki? Zaman denen uydurma saçmalığa mı? Hiç sanmıyorum! Neyse... Çok da doluyum da o yüzden ani bir yüklenme yaşıyor beynim, ellerim yetişemiyor düşüncelerimin değişim hızına. Cümleler anlamsız. Beyin fırtınasını biliyorum da, peki bunun adı ne? Kafam karman çorman...

* * *
Deprem öldürmez, binalar öldürür lafını çok duymuştuk, doğruydu da belki. Sonuçta depreme karşı gelemezdik ama nasıl hazırlandığımız, sağlamlığımız, ruhsal becerilerimiz belirliyordu ne kadar yıkıntı içinde olacağımızı o büyük depremler sonrasında. Ben net bir şekilde hiç hazır olmadığımı anlamıştım. Çok sallanmış, büyük hasar görmüştüm. Uzun günler, haftalar kendimi kaybetmiş, herşeyin ucunu bırakmış, hâlâ depremin sebebini araştırıp sanki zamanı geri almaya çalışıyordum. E bu tarz depremlerin sebepleri de insanlar olunca, onları bu depremlere sebep olan fikirlerinden caydırma şansınız da olabiliyor. Uzun çabalar sonrası en azından evlilik kararını erteletebilmiş, ama bu süreçte ruhsal dengelerimin zerresi eski yerlerinde kalmamıştı. Kısacası bitmiştim! Gerçi bana göre bu erteleme bir sonuca varmayacak ve ben yine kendi yeniden-dirilişimle artık O’nun tüm etkilerini hayatımdan çıkartacaktım. Yine de bu sürecin yavaşlaması iyi gelmişti.

En uçuk kaçık fikirlerim o zaman oluştu benim. Belki de uzun zamandır ölümü en çok o zaman düşündüm. Nedir, nasıl birşeydir, ben ölünce kimler üzülür, kimler sevinir, kimler cenâzemde saf tutar gibi düşünceler çok gecelerimi meşgul etti. Çok şiirler yazdım bu konu üzerine, çok düşündüm. Belki fiziksel olmayan ama ruhsal boyutlarda da çok yaşadım kendimce ölümü. Tekrar tekrar öldüm ve hep yine dirildim. Fiziksel ölümü de çok düşündüm, babamı, hayatı ne çok sevdiğimi… Sanırım bu tip ümitsiz zamanlarda aklına girer insanın bu düşünceler. Beni en çok tahrik eden onun gizemiydi ve sadece onun gizemini çözmeye çalışıyordum kendimce. Sonra kurtuldum o ruh halinden ve çıkışımı yaşadım ardından. Güzel başarılar ve mutluluklar geldi sırayla. Ben yine de ölümün yarattığı gizeme takmıştım kafayı…

* * *
Bugün bakıyorum da, bir yakınım, ki çok çok çok severim, ölüm döşeğinde büyük acılar içinde. %2 şans veriyorlar yaşamasına ama ben o da birşeydir diyorum ümidi elden bırakmadan. Bir ayı geçiktir büyük acılar yaşanıyor bu hâne içinde. Kimi zaman derin ümitler kimi zaman sel olan gözyaşları. Öbür yandan YAŞAM kız hâlâ bana büyük dersler veriyor. "Ben yaşıyorum!" diyebiliyor bana anlattığı o "bu kızın yaşaması imkansız" denilen zamanlardan bugünlere geliş hikayesindeki mucizeleri anlatarak. Herşeye rağmen güzelliklere bakabiliyor, en ağır şerden bile bilimum hayır çıkartabiliyor. Bu, eski aşkımın sebebiyet verdiği derin yaralara bakıp da üzülmek yerine "neler öğrenmeliyim" diye kendime sorabilmemi sağlarken, aslında o günleri ne kadar da kamikaze manevraları içinde geçirdiğimi gösteriyor bana. Tek sonuç kendime zarar olmuş... Ne kadar da büyük bir saçmalık! Bana bunları hep YAŞAM kız gösterdi.

YAŞAM kız şuanda bana uzak, çok uzak, ama aslında tam yanımda, içimde, beynimde, kalbimde... O benim için bir felsefe artık, gülüşü bir mutluluk iksiri. Son birkaç günümü O’ndan ayrı geçirdim ya, biraz canım sıkkın. Ne zaman göreceğim O'nu bir daha?

devam edebilir...

ugurarcan | 05-Ağustos-2004 | Yalıkavak