12 Haziran 2008

Cumhuriyetçi Diktatörlük

Türbanlı üniversite öğrencisi: 'Humeyni'yi seviyorum, Atatürk'ü sevmiyorum.' (Milliyet)
Ne yalan söyliyeyim ki son günlerde herkesin dilindeki bu haber beni pek şaşırtmadı. Bu ülke yıllardır birbirini anlamaktan, toleranstan, saygıdan, kabullenmekten, ve ortak çıkardan yoksun uç grupların kavgasıyla eriyip gidiyor. Bu kavgalar daha derin yaralar açarken, uzlaşmanın yolları iyice taşlı hale geliyor. Son yıllardaki gelişmeler de eskiden yaşatılanların acısını alıyor birilerinden ama hiçbir taraf farkında değil ki en çok kendilerine zarar veriyorlar. Mesela bu kızlarımız yabancıların mandası olarak daha huzurlu olacaklarını sanarken aslında yabancı bir ülkede yaşamanın başörtüsü takma özgürlüğü ile birlikte derin bir kültür erozyonu getireceğinin farkında değiller. Topluma karşı olan bakış açımızda daha esnek ve kabullenir olmalı, bizden farklı insanları tehdit değil zenginlik olarak görmeliyiz. Madde kanunu insanlara da işler; ne kadar katıysan (sertsen) o kadar çabuk ve çok kırılırsın.

Ben genel olarak yapmayı sevdiğim gibi herkesin gittiği yoldan gitmeyip bu kızcağızlara da yüklenmeyeceğim. Benim hedefimdekiler farklı. Bu arada evet kızcağızlar dedim çünkü bence yanlış bir akımın arkasında bilinçsizce sürükleniyorlar birilerinin gazına gelip. Ama asıl aklımın almadığı onlar değil de sözde cumhuriyetçiler. İnsanlara neyi yapmaları, neyi sevmeleri, ve hatta ne olmaları konusunda diktalar yağdıran sözde cumhuriyetçiler... Şimdi TDK (Türk Dil Kurumu) sitesinden aldığım cumhuriyet tanımına bakalım: "Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi (Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'tür.)" Burda şunun altını çizmek istiyorum ki verilen cümle örneğinde Atatürk için "kurucu" denmiştir sahibi değil. Daha önceki yazılarımda ordunun en başınaki insanın bile 'Atatürk'ün cumhuriyeti' diye hitap etmesine tepkim bundandır. Biz hala kendimiz sahiplenemedik şunu, hala bir emanet! Neyse, şimdi de demokrasiye bakalım:"Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi." Bunların ardından Atatürk'ün sözü geliyor aklıma:"Egemenlik, kayıtsız, şartsız milletindir." Tüm bunlardan çıkardığım anlam bu ülkenin insanının yani milletin kendi istediği şekilde yönetilme hakkı olduğudur. Atatürk bu ülkeyi laik bir devlet olarak kurmuştur. Kalıp kalmaması milletin egemenliğine bırakılmışken, laikliğin anlamı din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasından öte birşey değildir. Laiklik, egemenlik (özgürlük), demokrasi... Nerdeler? Ona buna nasıl yaşaması gerektiği söyleniyor, anayasa kendini çiğneyerek en temel haklardan biri olan eğitim-öğretim hakkını belli kısım kız öğrencilerden söküp alıyor... Olacak şey değil. Biri sesini çıkarıp itiraz ettiğinde de infaz ediliyor. Barbarlık, ezikilik, ve gelişmemişliğin bu kadarı yani...

Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Bu kızlar da Atatürk'ü sevmek zorunda değil. Anlamadığımız şey şu, BİZ seviyoruz diye ne o kişiyi putlaştırmaya yada tabulaştırmaya hakkımız var, ne de başkalarına empoze etmeye. Baskı rejimi bu yeni düzen içinde 80 yılı aşkın zamandır hiç işe yaramadı, yaramayacak. Daha önce de dediğim gibi ne kadar esneklikten uzak, katı davranırsak, o kadar çabuk ve çok kırılırız; kurduğumuz düzen de öyle ki çatırdamaya başladı bile. Atatürk'ün hatalarının da açık ve olgunca konuşulduğu bir ortamda ancak ilerleyebiliriz. Müslümanlıktan geçen bir alışkanlık tabi çünkü orda da ne Allah ne de Kuran tartışmaya açık değildir. Din sorgulanmaz. Bugün kim din konusunda âlimdir peki yada kim Kuran'ı en doğru analiz eder desem her kafadan bir ses çıkar çünkü TEK BİR KİŞİ bile yoktur. Hâlbuki Allah bize gelişmiş zekâ vermiş bizi hayvanlardan ayırsın diye ama kullanan nerde..? Koyunluk burdan geliyor işte!

Atatürk kimseye kendisini sevmesini emretmemiştir, zaten O'nun olgunluğu bunlardan gelir. Can Dündar'ın "Hangi Atatürk" yazısına çok gönderme yaparım ama orda da Atatürk'ün ne kadar herkesin damarına göre şerbet verebildiği anlatılmıştır. Amaç büyükse, bu tür kişisel farklılıklar gözardı edilmeli ve karşımızdaki insanlar da o şekilde sevilmelidir. Bizden farklı diye birinden nefret ederseniz gün gelir sizi topraklarınızla birlikte ayırırlar, sonsuza dek. Kimse bu kızlara bizden farklı düşünüyor diye kızamaz, dava açamaz, yada hakaret edemez, daha doğrusu etmemeli. Herkes özgür olmalı. Seven sever, sevmeyen sevmez. Kraldan çok kralcı milletimden çoktur bu istediğim biliyorum ama inanın bana, bu kavganın sonu gelmezse bizim sonumuz çok yakındır.

Biraz tolerans herşeyi çözecektir. Yoksa nerde kaldı mozaik, kültürlerin geçiş yolu falan? Bizden farklı olanı yaşatmadığımız yerde hangi zenginlik... Lütfen!

ugurarcan | 16:40 | 12-Haziran-2008 | KCo

resim: www.milliyet.com.tr