12 Şubat 2008

Parçalanıyorsun Türkiye'm, Atatürk'ü Anla Artık!

Çoktur fazlaca yoğunum ama dökemedim kelimelere içimdekileri... Bu ara yürek çok sıkışır oldu da sonunda çıktı birşeyler...

************
Atatürk
Bugün yaşananların hepsi bizim hatamız. Bizim derken “biz” diye hitap ettiğim kitle, kendini cumhuriyetçi sayan, Atatürk ilke ve inklâplarına bağlı modern Türkiye Cumhuriyeti savunucuları… Şimdi bu kalıplaşmış, sahte tanımı biraz açalım. Eğer bugün sokaklarda, Facebook’ta kendince AKP’ye isyan eden toplum bu tanıma uyuyorsa ben uymuyorum. Çünkü bence o insanların çoğu aslında Atatürk’ten zerre birşey öğrenmemişken, bugünki rezilliğin de en baş sorumlularıdır. Belki o insanların bizzat şahısları değil ama o düşünce tarzından bahsediyorum… Çok ilginçtir ama ismi de konuyla aslında alakalı olan “V for Vendetta” (vendetta=kan davası) filmindeki bir söz geldi aklıma ki bu sözün anlamını birazdan paylaşacağım düşüncelerimde daha iyi anlayacaksınız. Filmin en kritik anlarından birinde başroldeki adam “Bu maskenin altında et (beden) yok, bir düşünce var ve düşünceler kurşun geçirmezdir” diyordu… Ne kadar doğru. Bugün Erdoğan “Biz o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Bu konuda bedel ödemeye hazırız, bu konuda rahatız” diyorsa aslında aynı mesajı veriyor işte. Hapislerden bugünlere gelmiş bir adam, kaybedecek hiçbirşeyi yok. Yapamaz denilen herşeyi yapmış ve nasıl yaptığı da bu mesajda saklı.

Atatürk maselef yeterince yaşayamadı. Kendi özverisiyle yoktan yarattığı ve hediye ettiği; o halk henüz hazır değilken resmen buyur ettiği bu cumhuriyeti tam sağlam temellere oturtamadan öldü. Geride en başta İnönü gibi yine temelden O’nun fikirleriyle zıtlaşan insanlar olmak üzere bir sürü siyasi beceriksiz ve bu durumdan iştahlanan acımasız düşman bıraktı. Hâlbuki bize lazım olan herşeyi sözleriyle bırakmıştı ama kismenin işine gelmedi onları tam olarak anlamak, dedim ya hazır değildik. “Beni anlayın” dedi, “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” dedi açık açık. Biz “Hayır!” dedik, O’nun büstleri ve resimleriyle donattık heryeri, putlaştırdık, anlamak için tartışmak, konuşmak lazımdır ama biz O’nun adını ağzına alanı yargıladık, resmen tanrılaştırdık ve böylece ulaşılamaz, anlaşılamaz hale getirdik. Yani tam olarak ne iste-me-diğini yaptık! Zamanında konuşmak istediler, tartışmak istediler ama biz astık, o treni, Atatürk’e giden o treni işte o zaman kaçırdık... Resmen modern bir şeriat kurduk ama adına ‘laiklik’ dedik, farkını hiç anlayamadık.

Atatürk çok partili sisteme geçmedi, düşündü, denedi ama geçmedi, bir bildiği vardır demedik O’nun ardından hemen ilk fırsatta yine hazır olmadan serbest demokrasi denizlerine açıldık. 600 sene imparatorluktan sonra nasıl olacaksa bir gecede hemen demokrat olduk! Biliyoruz ki, anlayamadığın birşeyi ezberlemek tek yoldur. Bugünki eğitim-öğretim sistemine bakınca durumumuz ortada. Ezbere dayalı eğitim-öğretim bizi nereye getirdiyse, siyasi ezberler de bugünlere getirdi. Hiç anlamadık Atatürk’ü ama ezberledik hep, sonuçta da bu oldu. O, cumhuriyeti BİZE bıraktı, biz çıktık, ki buna ezber yönetiminin kaynağı ve hem sorun hem çözümlerin en babası olan askerin en tepesindeki insan da dahil, “Atatürk’ün cumhuriyeti” dedik… Biz o kadar hazır değildik, o kadar haketmedik ki cumhuriyeti hiç benimsemedik, hiç üstlenmedik. (Bu arada Kurtuluş Savaşı’nda çarpışan her yüce insanı rahmetle anarım, haketmeyen onlar asla değillerdi, onların mirasına sahip çıkmayan sonraki nesillerdir haketmeyen.) Cumhuriyet Atatürk’ündü ve biz asker asker koruyacaktık. Modernleştirmeye çalıştığı Türkiye kendisini hiç anlamadığı için asker kalmaya, Osmanlı kalmaya ve sadece savaştan anlayan mentaliteyle yaşamaya devam etti. O'nu hic anlamadık… O’nun bir yaptığıyla övünürken Osmanlı sevdasından asla vazgeçmedik; halbuki Osmanlı mentalitesi O’nun kurmak istediği mentaliteyle taban tabana zıttı. Yetmedi, gençlik marşlarımızda bile O’nun gençliği olduk, kendi seslerimiz O’nun sesi... Fakat temelden arızalıydı işte bu. Çünkü hem O bize karakteri sağlam, HÜR bir millet olduğumuzu söylerken biz kendimizi O’nun sesi, askeri veya başka birşeyi yapıyorduk, hem de Atatürk hataları olan bir insan olmasına karşın biz bunlara kör kalıyorduk. Kalmayanların da gözleri çıkartılıyordu. Beni tanıyanlar iyi bilir ki ben açıkçası Atatürk’ün kutsallığına inansam da O bir insandı. Karşısına başka ezberciler yani dinciler ALLAH ezberiyle çıkınca da zayıf kaldı. Çünkü O da inançlıydı ve O’nun sorunu dinle değil özgürlüğümüzü kısanlarlaydı. Bu yüzden dine karşı olan hiçbir tezi olmamakla beraber, din adına kendine saldıranlara karşı kullanacak çok fazla fikrî silah üretmemişti. O'nun tek dediği, din özgürce yüreklerde kalmalı, devlet işlerine karışmamalıydı. Ne zaman ki O’nun yolunda olduğunu iddia edenler özgürlüklerin baş kısıtlayıcıları oldular o zaman ezberler birbirine karıştı. İnsanlık tarihinde hiçbir ezber inançların en yoğun yaşandığı 'din' ile yarışamadığı için bu sefer de zayıf kaldı. Bugün hala çıkıp aynı ezberleri haykırıyoruz çünkü bundan iyisini bilmiyoruz, bugün bile O’nu anlamayı denemiyoruz.

Hiç haketmediğimiz, hiç sahiplenmediğimiz, işimize gelince görev bilinciyle savunup, gelmeyince içimizden nasıl çıkarımız için kemirsek diye fırsat beklediğimiz cumhuriyetimiz bugün tehlikede. Bir yandan apaçık PKK yanlısı, anayasada açık açık suç olduğu belirtildiği halde hemde, çeşitli kışkırtıcı gösteriler meclis içinde ve dışında yapılıyorken, öteki yandan türban tartışmaları tam gaz sürüyor, sanki başka sorun yok, sanki öbür tarafta teröristler kuyu kazmıyor! Onun ötesinde pasifize milleti temsil eden ANAP-DYP ile Atatürk’ün bugünki halini görse kurduğuna bin pişman olacağı bir CHP ve onun kocakarı isyanları, ve son olarak Türklüğü ile övünen ama Türkiye ile alakası olmayan Osmanlı gençliği MHP... Öteki cızırtıları saymıyorum bile. Hepsinin tek derdi var birbirlerini yemek. 1938’den beri bu böyle... O yıldan bugüne kadar yapılan tüm baskılar da bugün su yüzüne çıkıyor ve o günlerde ne kadar sert ve sağlam bastırıldıysa bugün de aynı şiddette çıkıyor. Fizikteki etki-tepki kanunu yani. Şunu unutmayalım, Atatürk bu ülkeyi kayıtsız, şartsız milletin iradesine bıraktı. Millet iradesi ne istiyorsa o olacak, bu Atatürk’ün bize gösterdigi yoldan farklı da olsa. Çünkü O sadece bir liderdi, pahabiçilmez ve dünya tarihindeki yeri ASLA dolmayacak bir liderdi ama bu ülkenin sahibi değildi, olmadığını da hep söyledi ama biz anlamadık. Yada öylesi işimize geldi. İşimize gelince bizim dedik, gelmeyince “Bana ne, benim değil ki!” diyerek sıyrıldık. Bugün milletin çoğunluğu istiyorsa türban da gelir sarık da. Asker de pek birşey yapamaz çünkü asker, millet demek. Çok övünülen askerlik sistemi bugün kendi aleyhlerine işlemekte. Çünkü biliyorlar ki onlar da milletten oluşuyorlar ve artık azınlıktalar. Çoğunluğa baskıcı bir tepki içerdeki dengeleri sarsacaktır. Zaten akıllı dinciler askeri PKK ile meşgul tutarak kendilerine yol açmaktadırlar. Asker biliyor ki 4. defa gelseler de gideceklerdir ve 3 defa gelmenin doğurduğu sonuçlar da zaten ortadadır. Çözüm bu değildir, asla olmayacaktır.

Bu gerçekleri kabul edelim. Bugün millet iradesi yeni kurallar getirmekte Türkiye’ye ve “İstemiyorlarsa gitsinler Suudi Arabistan’da okusunlar.” diyenlerin kendileri artık Amerika’ya, Avrupa’ya gideceklerdir. Yeni düzeni beğenen kalacak, kalmayan ya savaşacak yada “anasını alıp gidecektir”. Çünkü bu ülkenin sahibi kimse değildir ve millet iradesi tek, mutlak iradedir. Azınlık olup da “Atatürk dedi” diye birilerinin başlarını ezmek artık eskide kalmış, küresel dünyada eski günlerdeki gibi “oldu da bitti maşallah”a getirelemeycek bir yöntemdir. Tek yol Atatürk’ü anlamaktır. Bugün başlasak, O’nun ölümünden 60 yıl sonra da olsa bugün O’nu tartışmaya başlasak, her düşünceyi dinleyip belki birşey alırım diyerek analiz etsek birgün biz de çoğunluk olabiliriz. Dinciler bugünlere işte bu sabır ve azimle geldiler. Tabi anlamadığı şeyleri sadece ezberleyen toplumlar hoşgörüden uzak, kendi ezberine ters tüm düşünlere şiddetle karşılık verir, aynen bizim bugün yaptığımız gibi. Ama tek çözüm budur. Çözüm, Atatürk’ü anlamaktır! Birleşmek, birbirimize taktığımız etiketleri çıkarıp bize 60 yıl önce son haliyle bırakılan hedefe kitlenmektir, TEK olarak, BİR olarak...

Bir Belçikalı’nın çok güzel bir lafı geçti geçenlerde elime ve şöyle demiş: "Ey Türkler, Türkiye’yi Atatürk’e, O’nu da Allah’a borçlusunuz". Bu kadar muhteşem bir lider kaç millete gelmiş? Dünya’nın saygı duyduğu en baba liderleri işinden etmiş bir lider ama yeterince tanınmıyor bile, neden? Bıraktığı eseri mirasçıları hakkınca alıp işlemediler de ondan, mirasyedi olmayı seçtiler de ondan! Niye O’nu tam olarak anlamıyor, O’nun bize bıraktığının, ama BİZE bıraktığının, kıymetini bilip O’nu da bu vesileyle onurlandırmıyoruz? “Atatürk’ün cumhuriyeti”, “Atatürk’ün Türkiyesi” laflarından hep nefret ettim, o savaşlarda canlarını veren milyonlarca insanı hiçe saymak, onların emeklerine saygısızlık gibi geldi hep. Çünkü bu ülke ve cumhuriyet Atatürk’ün olduğu kadar onlarındı da. Dedim ya zaten meşhur kraldan çok kralcı zihniyetimizin hayal ürünü bunlar, zaten Atatürk hiçbir zaman bu cumhuriyetin tek sahibi olduğunu iddia etmedi, çünkü bu düşünce O’nun hedeflerine temelden zıttı. Haydi gelin ezberimizi değiştirelim, marşlarımızı, cümlelerimizi yeniden yazalım, kaderimizi yeniden yazalım var mısınız?

Bu cumhuriyet bizim, bu Türkiye bizim!!!!

ugurarcan | 23:00 | Şubat-12-2008 | HJ308